sefaatli2 fm
  Ferdi Tayfurun Hayati
 


 

 

Hayati[Ferdi Tayfur'un hayati]



Ferdi Tayfur'un Hayati ;

''Adana'da dogdum. yoksul bir ailenin çocugu olarak dünyaya geldim. Adimi o dönemlerin ünlü sanatçisi FERDI TAYFUR'dan esinlenerek koymuslar '' 1945 Yilinda Adana'nin Hürriyet Mahallesi 381. sokakta Nezihe ablanin tek gözlü kerpiç evinde dünyaya geldim.Benden önce Tayfur isimli kardesim varmis ve alti yasindan zehirli sitma hastaligindan kurtulamayarak ölmüs. Simdi 4 kardesiz. Ikisi kiz Ikisi erkek. Benden büyük bir agabeyim var adi Sermet. Küçüklerim ise Nafia ve Nerime, Annemin adi Serife, babmin adi ise, Beyköylü Cumali.

Beykozlu Cumali'nin Ogluyum..

Sonradan annem anlatmisti. Eger agabeyim Tayfur ölmeseymis, belki de ben simdi dünyada olmayacikmisim. Öylesine yoksul bir durumdaymisiz ki ailem o yillar, beni dogurmak istememis annem. Aldirmayi kafasina koymus. Ama babam kendini içkiye vermis oglunun ölümü nedeniyle. Ve anam da o izdirapla beni karninda unutmus. Zorunlu olarak dogdugum zamanda , ölen ogularinin adinin önüne bir Ferdi eklenmis, simdiki kimligime kavusmusum. Alti yasindayken babmi kaybettim. 29 yasindaki ''Beyköylü Cumali '' beni , 3 kardesimi ve annemi terkedip göçtü bu dünyadan. Simdi hayal meyal animsiyorum babami. Ve hiç aklimdan çikmiyor o dev yapili efsane kahramani babam. Özlüyorum ve sik sik rahmetli annemden, henüz taniyamadigim babamin öyküsünüdinlemek istiyorum. Ama ilk sözcüklerle birlikte aglamaya basliyor. Sonra pisman oluyorum annemi üzdügüm için. '' Dur anlatma anam aglama söz bir daha babami sormayacagim sana '' diyorum. Bir yandan hiçkiriklara bogulan anam, yinede susmak bilmiyor ve kesik kesik cümlelerle basliyor '' Beyköylü Cumali'nin'' öyküsünü dile getirmeye: '' Baban topragi olmayan, cebinde besparasiz bir köylüydü. Birbirimizi delicesine severek evlendik.Hapisten henüz çikmisti.Bir dügün gecesinde göz göze geldik ve beni istetti. O denli mert bir insandi ki, tüm çevre halki ona siginirdi. Bilekli ve yürekliydi. Zaten hapisede o yüzden düsmedi mi ? Halasinin kocasi askerdeyken halasina bir adam musallat olmus. Cumali' ye haber salmis kadin. '' gel beni bu adamin elinden kurtar '' diye. O da biçagi kaptigi gibi adamin pesine düsmüs. Ve biçaklamis. Karinca bile incitmezdi ama, namusunuda düskündü. Namusu için dünyayi yikardi. Tabii Jandarmalar hemen tutuklayip hapise atiyorlar. Bir kaç yil yatip çikiyor. Çikar çikmaz da evleniyoruz. Iste o günden bugündür de nami '' Beyköylü Cumali'ye'' çikiyor. Sonra evliyken askere çagiriyorlar. Sen o zaman 4 yasindaydin. Hatirlamazsin, baban çok senden ayri kaldigina üzülerek gitti askere. Hiç unutmam sabah erkenden kalkip seni uyandirdi ve dakikalarca sarilip sarilip öptü.

Yoksullukla Ilk Tanisma..

''Bu çocuga iyi bak ileride büyük adam olacak hanim'' diyerek tahta bavulunu alip yola koyuldu Arkasindan su döktük. Sen uykulu gözlerle babana el salladin. Neden sonra bir aglamaya basladin ki susturabilene askolsun. Ille '' baba baba '' diye tutturmustun. Komsular. akrabalar güçlükle susturdular seni. Her aksam seni ve agabeyini alip gezmeye götürürdü baban. Sen mi yoksa Sermet mi , bilemiyorum, geçmis gün unutmusum. Bir gün bir oyuncakçi dükkaninda bir kamyon görmüssünüz. Ayrilmak bilmemissiniz dükkanin vitrininden. Çekistirip duruyormussunuz babanizi '' kamyonu al '' diye. O gün Cumali eve geldiginde yüzü sapsari, gözleri öfkeden firlayacak gibi... o dev yapili adam adeta çocuk gibi agliyordu karsimda. Lanet ediyordu böyle hayata böyle yasamaya. Sizlere o kamyonu alacak parasi olmadigi için sabaha kadar uyuyamadi. Sigara üzerine sigara yakti. Gezinip durdu odanin içinde. Bir ara yaniniza gelip ikinizi de oksadi, saçlarinizdan. Ay isigi tam Cumali'nin üzerine vurmustu. Hani musluktan su damlar ya, iste öylece gözlrinden yaslar damliyordu, yanaklariniz üzerine. Sizler ise misil misil uyuyordunuz. Bana dönüp '' su küçümenlere bak. Kim bilir belkide rüyalarinda o kamyonu görüyorlardir simdi. Allah belasini versin bu kahpe dünyanin. Ahh! sefil para. Rezil ettin beni be ! '' '' Hadi yatsana artik Cumali Efendi. Yarin ola hayrola. ÇOcuktur onlar isterler. Ne üzüntü ediyorsun kendine'' O hala '' Niçin, niçin ? '' inliyor, haykiriyordu. Onu izlerken yüregim parçalaniyordu. Benim de içimi bir hüzün kaplamisti. Insan bazen öyle oluyor ki, yoksullugu unutuveriyor. Sanki Allah buyruguymus gibi herseye razi gösteriyor. Ama çaresizlige düstügün zaman da isyan ediyorsun, yumruklarini havaya kaldirip onulmaz acini göge dogru yükseltiyorsun. Iste böylesi bir garipligimiz vardi Adana'da.

Anamin nasirli ellerini iki elimin arasina almis öpüyordum. Tarnisal bir anlam kazanmisti yüzü. Saçlarinin ak telleri gözlerinin üzerine düsmüs, tere ve yanaklarindaki islakliga yapisip kalmisti. O anda odaya ilk kizim Tugba girmisti. KUcaginda yiginla oyuncak vardi. Getirip hepsini odanin ortasina döktü. '' Allah bunlara yoksulluk göstermedi. Ey büyük Allah, sen ne kadar Kadirsin. Beni su yavrularimdan ayirma'' diyerek duvalar etmeye baslamisti rahmetli anam. O kadar büyük sarsinti geçiriyordu ki, karsimdaki yasli kadin bu duruma son vermek istiyordum. Ama o bir defa baslamisti anlatmaya. Öyküyü yarida kesmek adeta babama ihanet gibi geliyordu. Bir süre sustu. Tugba'nin yanina giderek onu sevip oksamaya basladi... Disarida hafif bir rüzgar vardi. Perdeler bayrak gibi dalgalaniyordu. Bir sigara yakip pencerden disariya bakmaya koyuldum. Deniz gülüyordu adeta. Günes aydinlattigi için, deniz de onun coskun bir sevinç içindeki isiklarini yansittigi için mutluydular. Uzaktan anamla ( rahmetli ) kizima bakiyordum. Biraz önceki o acili yüzün nasil sevince ve sefkate dönüstügüne hayret ediyordum. Sürekli kucaklayip öpüyordu babaanne torununu. Benim için ne kadar dokunakli ve mutlu bir tabloydu. Seyrine doyum olmaz ilahi bir gösteriydi bu candan sarilis ve öpüsler. ''Simdi baban yasasaydi da görebilseydi su kizi. Ne kadar çok severdi. Ahh ! körolasica talih. Ona o biçagi saplayan eller, iki dünyada da rahat yüzü görmez insallah '' Tüm bunlari söylerken dislerinin çatirtisini duyuyordum. Geçip yerine oturdu. Eliyle isaret ederek beni yanina çagirdi rahmetli annem. '' Ferdi gel de devam edeyim. Baban çok yigit adamdi.'' Daha öncede dinlemistim bunlari. Artik dinlemek istemiyordum . Çünkü annemden kusku duyuyordum. Kaygilandim. Birkaç kez önemsiz de olsa kalp rahatsizligi geçirmisti. Ayrica bende çok bunaliyordum. Çünkü biliyordum ki , öykünün en acikli bölümü baslayacakti. Benim de yasadigim ve gözlerimin önünden gitmeyen babamin hazin ölüm hikayesini anlatacakti. Kanlar içinde ve vücudu dört bir yandan biçaklanmis babami görür gibi oldum birden. Yüregim sikildi, burkuldu. O ne olaganüstü bir manzaraydi. Ve ben o aciyi yeniden yasiyacaktim. Mecburdum buna. Annemi kirmak istemiyordum. Bagrima tas basip dinleyecektim. Çünkü nede olsa anlatilan babamdi ve anlatanda canim kadar sevdigim annemdi. ''Askere gitti baban. Izmir'deydi. Kiz kardeslerinden Nafia, o askere gider gitmez, Nerime ise daha sonra dünyaya geldi. O ne sikintili günlerdi. 2 bebek ve 2 de küçük çocukla yasam mücadelesi veriyordum. Sizleri yanima alip, kardeslerinizi de sirtima baglayip, pamuk tarlalarinda açlisiyordum. Elime geçen birkaç kurusu sizlere harciyordum. Çünkü ben açliga alismistim. Sizlerin yiyecegi mamasi önemliydi. Baban, yillik izine geldiginde o da tarlalarda çalisiyor, rençperlik yapiyordu. Bütün amaci, bes on kurus para kazanip bana giderken birakmakti. Sürekli sizleri doyasiyla sevememekten yakiniyordu. Çünkü sabahlari erken kalkip kendisini tarlalara götürücek traktörlere yetisiyordu. Siz uykudayken gider, gecenin geç saatlerinde yine siz uyurken dönerdi. Hayatin bütün yüküyle omuzlarimiza çökmüstü sanki. Bas döndürücü bir hizla yuvarlanip gidiyorduk bilinmedik yerlere. Hiç bir kimse de elimizden tutmuyor, dertlerimize bir çare getirmiyordu. Ama, sanki onlar bizden farkli miydilar ? Mahallede hep birdik ve ayni yazginin tutsagiydik. Baban'la dertlesirdik gecenin geç saatlerinde. Ben yataga uzanir, o da ayak ucuma oturup asker sigarasini yakar, elimi tutar, askerlik anilarini anlatirdi. Gün isiyana kadar hiç uyumazdi. Beni de uyutmazdi. '' Bizden geçti Serife, su cocuklari bari kurtarsak'' derdi devamli... Ama kimi nasil kurtaracagindan da hiç söz etmezdi. Çünkü onlari okutacak parasi yoktu. BU da onu kahrediyordu. Zaman zaman cebinden bir cüzdan çikartip fotograflarimizi gösterirdi. Bu da olmasa su askerlik çekilmez '' derdi. '' Hadi, hadi '' derdim. '' Askerlige kabahat bulma. Sana yaramis. Sismanlamissin baksana '' Yok be hanim. Bakma kilolu olduguma. Kayin agaci gibiyim. Içten içe çöküyorum .'' BU söz o kadar anlamiz gelmisti ki bana. Yüzüne bakip durdum öylece. Ne demek istemisti. Niye içten içe çöküyordu. Daha 30'unda bile degildi. Ama hiç üstelemedim. '' Hadi yatalim artik '' Eliyle '' bosver'' gibilerinden bir daire çizdi havada.

'' 4 gün sonra iznim bitiyor. Canim hiç uyumak istemiyor. Sen de uyuma ne olur. Seninle konusmayi o kadar çok özledim ki '''' olur '' deyip, kendisini dinlemeye koyuldum. Hiç durmaksizin anlatiyordu. Ama hep kederli öykülerdi anlattiklari. Dertlenir, hüzünlenir, birden susar, sonra yine baslardi konusmaya. Çogunlukla da isi gücü çocuklardi. Istemiyordu onlarin da kendisi gibi aci çekmesini, Yoksul düsmesini. Ama onlarinda eninde sonunda ayni hayatin içinde olacaklarindan emindi. Ve o zamanda Tanri'ya yalvarip mucize dilenirdi. Dört gecemiz de böyle gelip geçti.

Yine bir sabahin ezaninda çocuklar uyurken, varip yollara düstü. Köseyi dönene kadar da gözünü benden ayirmadi. Babam askerde duvarci ustasiymis. Izmir'de askeri insaatlarda çalisip dururmus. Kötü yazgisi''Beyköylü Cumali'yi askerde de rahat koymamis. Birgün basina bir kaza gelmis Bir hastanenin insaatinda görevli iken askeri aracin, arka kapisininaniden açilmasi ile yere düsmüs.Hemen, daha bir kaç saat öncesine kadar duvarlarinda mala salladigi, koridorlarinda çimento tasidigi hastaneye kaldirmislar. Bir kogus bulup yatirmislar. Yarasi pek agir degilmis. ama, acisi varmis omuzdan yana...Bir hemsireyle tanismis birgün hastanede. Genç güzel bir kizmis. Hastaneye bir Adanali'nin geldigini duyunca hemen ziyaretine kosmus. O da Adanali'ymis. Babami görür görmez bir çiglik koparmis; '' Aaaaa ben sizi taniyorum '' Beyköylü Cumali ''degil misiniz? '' Megerse kiz babamin ününü yillar önce duymus. Baslamislar babamla sohbet etmeye.Kiz ayrilmaz olmus kogustan. Kizin görevi aslinda baska bir servisteymis ama, gece-gündüz babama hizmet etmege baslamis. Ve böylece aradan bir kaç gün geçmis yada geçmemis kiz, yine sabahin ilk isiklariyla birlikte kogusa girmis usulca. Koca kogusta bir babam, birde öte kösede 2-3 hasta uyanikmis. Digerleri misil misil uyuyormus.Ayaklarinin ucuna basa basa gelip yatagin ucuna bir kus gibi konuvermis. Oldukça heycanli, telasli imis. Babam hemen birsey söylemek istedigini anlamis.Amam hiç sesini çikarmamis. Söyleyeceklerini beklemeye koyulmus.'' Senin ününü ben çok duydum. Adana'da erkek adam oldugunu haksizin yaninda yer aldigini söylerlerdi. Herhalde bana da yardim edersin degil mi ? Ve, sonradan babamin hayatina mal olacak istegini baslamis anlatmaya...

'' Yakinda terhis oluyorsun... Hastaneden çikmana da az bir zaman var. Bizim oralara döndügünda falanca bir köyde bir toprak agasi vardir. O benim akrabam olur. Çocuklarinin basi için ne olur ona söylede bana biraz yardim etsin. Sefaletimiz hep böyle ömür boyu sürecek mi ? Hiç bir çaresi yok mu ? bunun '' Beyköylü Cumali ? ''Aradan iki gün geçmis. Babam taburcu olmus. Hava degisimiydi, birikmis izinlerdi derken teskere alip Adana'ya dönmüs...'' Ama o ne dönüs '' diyor rahmetli anam Bütün mahelleli evimize toplanmisti. Gözün aydin Serife baci. Hosgeldin Cumali Gardas diyen, sarilip öpüyordu babani. Bir efsane kahramani gini karsilanmisti baban. '''' Hele sen yok muydun. Babani bir an olsun yalniz birakmiyordun. O kalabaligin arasinda Cumali'nin pantolonuna yapisip nereye gitse sen de ardindan sürükleniyordun.'' Ahh.. Anam ne çok da aci çekmis hayatta. Bütün bunlari anlattirken hala o günlerin anilariyla yüklüydü. Öylesine yogun yasiyordu o yillar öncesine ve gençlik dönemlerini. Gözlerim bir ara anamin komidinin üsttündeki resimlere takiliyor. Ne kadar da degismis.Tazeliginden ve coskulu bakislarindan hiç bir iz kalmamis. Vücudu çökmüs, kamburu çikmis, saçlari agarmis bir kadin artik o... Simdi, hayatin bir sirri gibi karsimda duruyor. Ben bunlari düsünürken, annem babamin askerden gelis günlerini özetlemeye devam ediyor. '' Geldiginin ilk haftasinda benden çig köfte istedi. Biraz da para birakip: Sen hazirligi yapadur, ben eti getiririm dedi. Sonra da çikip gitti. Eski arkadaslarini görecekmis. Ben sofrayi hazirladim. Yesillikleri masaya yerlestirdim. Cumali'yi beklemeye basladim. Hayli geç olmasina ragmen ortalikta yoktu. Sözde erken gelicekti de bana çig köftelik et getirecekti. Söylenmeye basladim. Ne gelen var ne giden. Beni aldi bir merak. Çünkü hiç böyle yapmaz söz verdi mi saatinde evinde olurdu... Sizlere bir kaç lokma yedirip yatirdim. Gece tüm sessizligiyle Adana'ya çökmüs, sokaklar bosalmisti. Kulagim kapidaydi. Bir tikirti duysam hemen kalkip bakiyordum. Megerse ben endise içinde babani beklerken o da ölümü kucaklamaya gidiyormus. Ahh, bilseydim birakir miydim onu. önüne geçer, ayaklarani kapanir, kapi esiginden disari komazdim. Sonradan ögrendim ki eski bir arkadasina rastlamis. Arap ahmet diye biri. Ben de tanirim. Çok severdi babani. Babani yemege davet etmis. O da kiramamis. gitmisler bir yere, yiyip içmisler. Sonrada yanlarina 2 arkadaslarini alip bir pavyona gitmisler. Iste o pavyon babanin sonu oldu oglum. Pavyonda o hemsire kizin bahsettigi aga ya rastgelmis. Sekiz on kisilik bir mahiyeti varmis adamin masasinda. Baban kalabalik masaya gitmenin ayip olacagoni düsünerek garsonla agaya haber salmis. '' Gelsin de hele kendisi ile bir konuyu görüsecegim. Rica ettigimi söylemeyi unutma '' Garsonun haberi üzerine aga memnuniyetle kalkip gelmis babannin yanina... Tanis çikmislar. Sarilip öpüsmüsler. Biraz muhabbetten sonra Cumali, konuyu kendisine açmis. Kulagina egilip akrabasinin ricasini fisildamis. Aga tesekkür etmis ilgilenecegini söylemis.

Sonra da izin isteyip Masadan ayrilmis. Yerine döndügünde arkadaslarina hiç birsey söylememis. ''Agam niye kalkip gittin o masaya. Ne oldu? Senden ne istediler ? '' diye soranlara da hiç yanit vermemis. '' Yok bir sey, benim özel meselem. Siz karismayin.'' Suskunluk içinde içmege devam etmis aga ve adamlari. Ama, aganin çakallarinin içine bir kurt düsmüs. Snmislar ki Cumali, agadan haraç istiyor. Kinlenmeye öfkelenmeye baslamislar için için. Neden sonra baban tuvalete gitmis. Bunu gören çakallar, birer ikiser Cumali'nin arkasindan gitmeye baslamislar. Ve etrafini sarmislar. Ilk anda sasirmis baban. Itisip kakisma olmus aralarinda. Uzun boylu, atlet yapiliydi Cumali. Çekirge gibi de çevik. Vurdugunu yere sermis. Biri silahini çekip yanlislikla arkadasini yaralamis.Silah sesi pavyonu birbirine katmis. Babanin arkadaslarindan sadece Arap Ahmet kalmis. Karsi taraftan da çogu kaçmis. Arap Ahmet, gidip babanin ellerine siki sikiya sarilmis. '' Yapma Cumali. Askerden yeni geldin. Daha çoluk çocuk doyamadi sana. Elinden bir kaza çikicak. Gel gidelim burdan.'' Arap Ahmet, Tam babani disariya çikaracagi zaman bunu firsat bilen çakallardan biri baslamis babana biçak sallamaga. Sol bögründen yaralanip yere kanlar içinde düsmüs... Sonra alip hastaneye kaldirmislar babani. Tasidiklari otomobilin içi kan gölü halindeymis. Nöbetçi doktor hemen kosup ilk müdaheleyi yapmis. safak sökmek üzereymis.Günes doguyormus. Adana'nin üstüne Gökyüzü masmavi piriltilar içinde yeni bir gün basliyormus. Ve babam hastanede durmaksizin kan keybediyormus. Adana'nin bir kösesinde bir insan ölümle pençelesirken diger bir kösesinde de baska bir dram oynaniyormus. Annem aglamakli gözlerle yollara düsmüs: Yaninda da ben. Konuya komsuya, önüne her çikana, babami sormaga baslamis. O sirasa karsidan kosmakta olan Deveci Mehmet'e rastlamis. '' Ben de size geliyordum baci. Cumali biraz rahatsizlandi da kendisini hastaneye yatirdik.

Merak etme bacim. Sizi götürmege geldim demis.'' kesik kesik sözcüklerle, kisik bir sesle. Anam daha da meraklanmis. Oldugu yerde sarsilmis. Hemen bir faytona atlayip gitmisiz hastanenin kapisina. Kadinsi önsezilerle olayin çok önemli oldugunu anlamis anam. Ama, dev gibi kocasina da fena seyler kondurmak istemiyormus. Beni asagida birakip onlar odaya çikmislar. Hayli kalabalikmis babamin yani. Duyan gelmis. Babami vuran adam da bir intikama kurban gitmemek için gidip polise siginmis. arkadaslariyla da haber salmis: '' Ben ettim, o etmesin. Sarhostum beni bagislasin'' diye Ama, babamin konusacak hali bile yokmus. Alti gün boyunca inleyip durmus. Karisini , beni ve 3 çocugunu sayiklayip durmus geceler boyu. Son gecesi hep dualar etmis Tanri'ya. Bir yudum su istemis anamdan. Kendine gelir gibi olmus. Anamin eline sarilip: '' Aman çocuklara birsey hissettirme. Onlar daha çok küçük. O minik dünyalarina kan ve göz yasi sokmayalim.'' demis. Anam biden sevinmis babamin iyiye giden bu durumuna.Basini iki elinin arasina alip, bir kaç lokma biseler yedirmek için. Kisa bir süre gözlerini tavana dikip, ellerini anama dolamis. '' Beni terketme Serife '' gibilerinden. 1 saatlik bir sessizlikten sonra ruhunu teslim etmis. O gözler bir daha açilmamacasina kapanmis.

Babamin ölümü ile hem yetim kalmistim, hem de yoksul. Sefil bir yasam bekliyordu artik bizi. Br süre sonra annem evlendi ama, üvey babam da issiz ve zavalliydi. Hep birlikte Çukurova'ya tarlalara pamuk toplamaya gittik... '' Babamin ölümüyle birlikte çileli günlerimiz de basliyordu. Genç yasta ve 4 çocukla dul kalmisti anam. Önceleri biiz evlatlik verecek birilerini aradi.Ama kimse sahip çikmadi bize. Akarabalarimiz, hisimlarimiz vardi. Fakat onlarin durumuda iyi degildi. Aradan kisa bir süre sonra bir çiftlige gittigimizi animsiyorum. Orada annem pamuk tarlalarinda çalisiyor irgatlik yaparaka bize ekmek parasi kazaniyordu. Ama sadece ekmek parasi. Çünkü agalar çok az para veriyorlardi. Çukurovanin bir poyrazi vardir. Estimi yakar insani. 3 gün kaldiniz mi o pamuk tarlalarinda simsiyah bise olur çikarsiniz. Hele bir de günesliyse hava, çalismak insan için izdirap olur . Iste, bu kosullar altinda sabahin erken saatlerinden baslayip, gün batimina kadar çalisiyordu annem çiftlikte. Biz de orada burada oynayip duruyorduk. Ortalikta görünmemiz yasaklanmisti bize. Çünkü, çiftlik sahibi adam ayak altinda dolasan çocuklardan hoslanmazdi. Zavalli anam bir yandan toprakla bogusurken öte yandan da bizimle ilgilenmeye çalisirdi. Çok onurlu bir kadindi. Kesinlikle bizlere bir laf gelmesini ve incinmemizi istemez, yan gözle bakilmasini dahi hos görmezdi. Hemen dikiliverirdi her kimse, onun karsisina.Bunu bildigimiz için, babamin arkadaslari tarafindan yönetilen çiftlikte , Sermet ile birlikte yaramazlik yapmamaya çaba gösterirdik. çiftlikte , Sermet ile birlikte yaramazlik yapmamaya çaba gösterirdik.

'' Sehmuz, hep böyle mi yasayacagiz. Çalismak ayip degil ki '' dedikçe, babaligima bir sikinti basar, yüzü terden sirilsiklam olur ve anamin yüzüne öfkeli öfkeli bakardi.'' Yeter hanim yeter. Kimin kapisina gidip el açayim. Hepsi kovar beni. Param mi var ki, dükkan açayim. Bu yastan sonra ele güne rezil etme beni ne olur. ''Bu tartismalardan sonra anam beni yanina alir, sanki bir kötülükten koruyacakmissina siki sikiya sarardi. Basini, basima yaslar, öylece sallardi beni.'' Baban sana o kadar çok güveniyordu ki seni okutmak için ceketimi satar yine onu okula yollarim diyordu. Senin okuyup pasa olmani isterdi Ferdi'cigim, içimde öyle bir his var ki sanki, sen bir baska insan olup çikacaksin içimizden. Allahim ne olur beni yalanci çikarma yaniltma. Su oglani bari mutluluk ver. O rahat yüzü görsün'' Söylediklerinden hiç bise anlamazdim anamin. Susar onu dinler, bazen de sikilirdim. Mutlulugun ne oldugundan bile uzaktim. Nasil bir rahat yüzü görecektim. O rahat yüzü dedigimiz bir insan miydi, canli miydi, yiyecek, içecek bir sey miydi? Sözler ve düsler artik karnimi doyurmuyordu ki. Bildigim tek sey, yagmurun yagdigi, günesin sabah dogup aksam üzeri kayboldugu, kimi insanlarin zengin, kimilerinin de yoksul olduguydu. Ve ben de yoksuldum, issizdim, cahildim, neyin ne oldugunu algilamaktan dahi uzaktim. Neden sonra babaligim bir is buldu. Kentin disinda kaçak olarak dana keser, mahalle mahalle, sokak sokak dolasarak et satardi. Bu ise annem ve Sermet de yardim ederdi. Ben uyandigimda evde kimsecikler olmazdi. Tabii iki ki kardesimin disinda. Daha sonralari Sermet, isi simit satmaya dönüstürdü. Babaligimdan günde 5 lira sermaye alir dogruca simir firinina giderek, sepetini simitlerle doldururdu. Aksamlari da döndügünde bana günlük olaylari anlatirdi. '' Günün birinde hayat gülümseye basladi bize. Artik yagmur pencerenin kirik camindan içeriye süzülmüyordu. Gece yarisi karnimiz aciktiginda birbirimizin yüzüne bakip, yazgimiza boyun egmiyorduk.''

Simitleri okullarin önünde sattigini söyler, talebelerin bazen kendisi ile eglendiginden bahseder ve o günün kazancini avuçlarinin içinde, sanki büyük bir servetmis gibi herkesten gizleyip dururdu. Eger o günü kazançli gitmisse ve canini sikacak bir olay olmamissa, çikarip bana bes on kurus para verirdi. O bes on kurus bugüne kadar kazandigim milyonlardan çok daha degerliydi. Agabeyimin canini disine takarak kazandigi ekmegini alin teriyle islattigi günlere aitti çünkü. Parayi aldigim gibi dogruca bakkala kosar, seker alirdim. Seker agzimda erirken de sevincimden, evde kim varsa onlara kosar sarilirdim. O küçük sekerlerin lezzetini sabaha kadar damagimda tasirdim. Agiz tadiyla güzel bir uyku çekerdim.

Yillar geçiyordu. On yasina basmistim. Benim de çalismam gerekiyordu. Eve katkida bulunma zamanim gelmisti. Kahvelerde, çarsilarda, otobüs terminallerinde çakmak taslari satmaga basladim. Bunu bir meslek olmadigini biliyordum ama , hiç olmassa kendi harçligimi çikmarmak için de zorunluydum. Sonra babaligimin buldugu bir ise girdim. Bir sekerci dükkaninda çiraklik yapiyordum. Haftada bes lira veriyordu patronum. On yasindaydim ama, ne okumam vardi, ne yazmam. Birgün, bizim dükkana seker çuvallarini tasimta olan bir hamal, bana dönerek '' su taksiyi görüyor musun ? Plakasinda Adana yaziyor'' dedi. Iste ilk alfabem de sadece bu Adana sözcügünden olustu. Ve o hamal daha sonralari her ikimizin de bos kaldigi zamanlarda bana okuma yazma ögretmeye basladi. Eline kagidi kalemi aliyor, hangi harfin ne sekilde yazildigini, defalarca tekrar ederek ezberletmeye çalisiyordu. Kisa bir süre sonra da okuma- yazmayi söker olmustum. Ailemin ilk ve tek okur- yazar çocugu bendim o anda. Annem sevinç içindeydi. Agabeyim onur duyuyordu benimle. Eskiden oldugu gibi bana seker, karamela yerine kalem, kagit armagan ediyorlardi. Benim bu okuma- yazma olayim ailede düzeni de getirmisti. Evimize gazete giriyor, sabahlari basta annem olmak üzere hemen çevremi sariyorlardi. Günün haberlerini benden ögreniyolardi. annem gazetede ilginç resimler görünce, kolumdan dürterek '' Hele sunu da okusana oglum. Ne diyor. Bir ögrenelim. '' diyordu. Ben de zor zor okumaya çalisiyordum. Tabii bazi bilmedigim sözcükler geçiyordu. Onlari da bir zeka kivrakligiyla, çocuksu bir uyaniklikla geçistirmeye çalisiyordum. Sonra da içimden gülüyordum. '' Aldattim '' diye. Evimizde o eski yoksul günler pek kalmamisti. Babaligim çalisiyor, agabeyimin eli ekmek tutmus ve ben de kendi masraflarimi çikarir olmustum. Hayat gülümseye baslamisti. Artik yagmur pencerenin kirik camindan içeriye süzülmüyordu. Gece yarisi karnimiz aciktiginda birbirimizin yüzüne bakip, yazgimiza boyun egmiyorduk. Ve artik gözlerimiz isiltili vitrinlere takilip kalmiyordu.

Ilk Askim..

15 yasindadim. Artik tek bir pencereden bakmiyordum dünyaya. Birden fazla pencerelerim olmustu. Ve her pencerden ayri bir tablo izliyordum. her geçen gün biraz daha bagisiklik kazaniyordum yasamin güçlüklerine ve acilarina. Büyük bir olgunlukla karsiliyordum yazgimi ve yagimizi. Hiç bir hayat yeniden yasanmiyor ve hiç bir yarin bugünden belli olmuyordu. Insanoglu, sürekli olarak kendini olaganüstü bir takim duygulara ve olaylara karsi hazir tutmaliydi. Çünkü alisagelmis ve monotonlasmis bir hayat, birden öylesine degisime ugruyordu ki, kendi bile sasiriyordu. Iste beni de sasirtan ve halen izini üzerimde tasidigim bir olay geldi basima, 15 yasindayken... Nerden bilebilirdim, o gecenin ben de bu denli ruh sarsintisina yol açacagini? O ysa o gecenin diger gecelerden bir farki yoktu. Gökyüzü yine yildizlarla doluydu ve Adana yine her zamanki sessiz karanligina bürünmüstü Bir dügün gecesiydi. Adana'ya yakin bir mesafede bir köyde yapiliyordu dügün. Ben de çagirildim. Önceleri gitmek istemedim. Bir tek takim elbisem vardi ve o da hem ütüsüz hem de kirliydi. O kiyafetle gitmek delikanlilik onuruma dokunmustu. Ama canim da öylesine çekiyordu ki. Fakat yapabilecegim birsey yoktu. Gün batmak üzereydi. Ya o elbiseyi giyip gidecektim, ya da kalacaktim. Hemen o anda aklima bir sokak asagimizda oturan ahbaplar geldi. Onlarin kömürlü bir ütüleri vardi. Kosarak gidip kapilarini çaldim. Sanssizlik bu ya, onlar da evde yoktu. Uzun bir süre kapilarinin önünden ayrilmadim. Her zili çalisimda biraz daha ümitleniyor, kapi açildi, açilacak diye heycandan içim içime sigmiyordu. Fakat gerçekten yoklardi evde.Çaresiz bir sekilde evime döndüm. Sanki 15 yilimin en büyük darbesini yemis gibi bir yikinti içindeydim. Yüregimde alevlenen küçük pirilti da sönüvermisti, bir anda. Küfürler dolusu, öfke yüklü bir halde eve girdim ve elbisemi giyip yola çiktim. Günes batmisti. Aksam çökmüstü her tarafa . Bir türkü tutturmus, ana caddeye dogru yol aliyordum. Hava o kadar güzeldi ki, hiçbir araca binmek istemedim. Yürümeye basladim köye dogru. Uzaktan varmakta oldugum köyün, tektük isiklari görünüyordu.Bir saate yakin bir zamandan sonra biraz da yorgun olarak köy dügününün yapildigi meydana geldim.

Artik tam anlamiyla geceydi. Davullar çaliyor, silahlar gökyüzünü kursun yagmuruna tutuyordu. Megerse sevdalanmaya gelmisim bu bir saatlik yoldan buralara kadar. Ve iste ilk askimin öyküsü... Köyün ögretmenine asik oldum o gece 20 yasinda esmer, uzun boylu bir kizdi. Ne adini biliyordum, ne de herhangi bir özelligini . Ansizin ola gelmisti her sey. Gözlerimiz dügümlenmisti adeta. Sürekli birbirimizi izliyorduk. Içimde bir korku belirmeye baslamisti. '' Evliyse yada bir belali arkadasi varsa?'' diye kuskulaniyordum. Ayni heycani onun da gözlerinde görmeye basladim. Kim bilir o da benden çekiniyordu. Neden sonra gülümsemeye basladi. Titriyordum. Gözlerime inanamiyordum. Bütün cesaretimi toplayip, yanina gittim. Konusmaya basladik. Köy halki, içkiden artik iyice kendinden geçmis durumdaydi. Kimsenin kimseyle ugrasacak hali yoktu. Adini söyledi. Ögretmenlik yaptigini anlatti. Sandalyede oturuyordu. Yanina çömelerek '' sizi hergün görmek istiyorum. Buna izin verir misiniz ? diye sordum. '' Siz onca yolu göze aliyorsaniz buyrun '' dedi. O gece gözüme dirhem uyku girmedi. Hep, simdi adini animsayamadigim o güzel gözlü, masum yüzlü kizi düsünüp durdum. Sonra ki günlerde gizli gizli bulusmaya basladik. 15 yillik hayatim ona o kadar ilginç gelmisti ki bir arada oldugumuz saatlerde hep beni konustururdu, ben de zevkle, herseyimi en ince ayrintisina kadar ona anlatiyordum. Hüzünleniyordu. Zaman zaman beni avutuyor, yüreklendiriyordu. O kadar sevecen bir kisiydi ki... Sanki insanligin tüm alinyazisini kendisine dert edinmisti. O zaman, gözlerimden yuvarlanmaya baslayan iri iri gözyaslari, yüregimde çoktandir biriken kinleri, aptalliklari ve çamuru silip götürüyordu... Karanlikta, uçsuz bucaksiz pamuk tarlalarinin ortasinda, dudagimi dudagina yapistirip bir süre öylece kalirdik. Ay isiginin yansidigi pamuk tomurcuklari , bu öpüslere anlatilmaz bir sihir kazandirirdi. Bir düs içindeydim sanki. Fakat hersey o kadar gerçek ki... Aradan haftalar geçmisti. Hemen hemen her gece beraber oluyorduk. Yine gecelerden bir geceydi. Beyaz kerpiçli okulun tek isikli odasinin penceresine yanastim. Cami tikirdattim. Pencereyi açip beni görünce öfkeden çildiracak gibi oldu. Sasirmistim. Saka yapiyor sanmistim, bu saatte ne isimin oldugunu sordu. Sustum. Eliyle isaretler yapip gitmemi söyledi. '' Sana gelmeyeyim mi istiyorsun yoksa '' Bu soru üzerine pencereyi açip avazi çiktigi kadar bagirdi bana: Kovulmustum. Hemen dönüp gitmeyi gururuma yediremiyordum. Öylece kalakaldim bir süre. Ve çöküntü dolu bir yürekle, agir adimlarla uzaklasmaya basladim. Anladim ki, ben onun için sadece geçici bir hevestim. Belki de bir eglence. Çünkü tahsil derecem sifirdi ve ekonomik durumum da kötünün de kötüsüydü. O geceyi bir felaket gecesi olarak bugün bile animsarim. Yolda yürüken düsüncelerim ve deger yargilarim allak bullak olmustu. Kalbimi ayaklarimin altina alarak önünde diz çöktügüm ilk kiz beni yaralamisti. Ilk çöküsüm, ilk izdirabimdi o ask.

Çok sonra ayni kizi Adana'da gördüm. Ilk anda irkildim. Adimlarim çakilmiscasina oldugum yere mihlanip kaldim. O da beni görmüstü. Yalnizdi. Kendisini tanidigim o dügün gecesindeki ilk tebessümüyle bana baktigini farkettim. Adana'ya yagmur yagiyordu. Saçlari sirilsiklam olmustu. Insanlar saçak altlarina siginmis yagmurun dinmesini bekliyorlardi. O anda hayli süredir içimde hissettigim kin ve öfkem silinip gitti ve sevgiye dönüstü. Yanina yaklasip kolundan tutarak hemen oradaki magazanin içine soktum.

Yagmurlu Bir Gündü, Gittin O Gidis

'' Ne olur hiç bir kötü söz söyleme '' deyiverdi. birden '' Hayir. Ne münasebet, seni öylesine çok özledim ki... demek insan sevdigini unutamiyormus.'' '' Nasilsin ? '' '' Bildigin gibi. Eski öykü sürüp gidiyor. Degisen bir sey yok. '' Yüregim onulmaz acilarla çarpiyordu. Insanlar geçiyordu yanimizdan: Omuzlarini vurarak, sagimizdan solumuzdan ve ikimizi bölerek ortamizdan geçen insanlar. Kederli yüzlü, gülen ve umursama insanlar. Hayat her yürekte, bir ayri hüküm sürüyordu. '' Gitmem gerek, köye giden bir otobüs var, onu kaçirmayayim.'' '' Yagmur yagiyor. Istersen dinmesini bekle. Gecikirsen ben seni birakirim '' Sadece elini uzatti. Hiç bir yanit vermedi '' Allahaismarladik'' bile demeden uzaklasip gitti. Ellerinin ellerime degdigi son andi o. Yagmur gittikçe hizini arttiriyordu. Gidis o gidis oldu. Ve bir daha hiçbir zaman göremedim onu. Dilerim içinde tasidigi sirrin, acikli bir öykü ile ilgisi yoktur.

Ilk Sinav, Ilk Basarim..

Sekerci dükkanini birakip, enistemin traktör atölyesinde çalismaya basladim. Çok dürüst bir insandi enistem... Tamir ettigi traktörler saat gibi çalisir ve yillar boyu sahibinden bir yakinma gelmezdi. Ama bu dürüst davranisi,ona pahaliya mal oldu. Dükkanini kapatmak zorunda kaldi. Çünkü, diger tamircilerin yöntemiyle çalismiyordu. Onlar herhangi bir arizayi tam olarak onarmiyolar, böylece müsterilerinin yeniden kendilerine gelmesini sagliyorlardi. Tabii dikkanin kapanmasiyla birlikte ben de yeniden issiz kaldim. Enistem kendi sorunlarindan çok benim issiz kalmama üzülüyordu. Ama bu üzüntü çok fazla sürmedi. Bir çiftlik agasi kendisini ustabasi olarak yanina aldi. Beni de götürdü enistem. Ordaki görevim Çiftlikte çalisanlara traktörle yemek tasimakti. Böylece ilk kez direksiyon basina geçmis oluyordum. Benim için yeni bir dünya baslamisti. Günde 3 defa traktörüme biniyor ve çiftligin dört bir kösesine giderek, çalisanlara yemek dagitiyordum. Yanik türküler tutturuyordum direksiyon basinda. Sesim, motorun sesine karisip, uçsuz bucaksiz Adana ovalarinda derin yankilar yapiyordu. Sevdalarimi, acilarimi, özlemlerimi hep bu türkülerde dile getiriyordum. Zaman zaman ugulduyan rüzgar, türküleri hiç tanimadigim, bilmedigim insanlarin kulaklarina kadar iletiyordu. Çiftlige komsu olan köylüler bazen gelip beni dinlemekten büyük zevk aliyorlardi. Traktörle yanindan geçtigim irgatlar, baslarini yukariya kaldirip, ellerindeki isleri birakip, beni dinlemeye koyulurlardi. Onlarin bu ilgisi ben daha da yüreklendiriyor, sesime daha çok anlam kazandiriyordu. Aksam olup da, herkes yorgun ve bitkin halde yatagina uzandiginda, konulari hep ben olurdum. Çalisanlarin çogu yoksuldu ve bir lokma ekmek parasi için yollara düsmüslerdi. Aralarinda genci de vardi, yaslisi da. Ve hepsinin de öyküsü asagi yukari ayni oldugu gibi, düsleri özlemleri de ortakti. Ne acidir ki, o kosullar altinda dogan insanlar, maalesefyine o kosullar altinda yasamini sürdürmege mahkümdu bizim toplulumumuzda. Tabii benim gibi istisnalar hariç... '' Bu çocugun sesi ne kadar güzel... '' '' Bu Ferdi, galiba ses sanatçisi olacak... '' '' Hadi, su sesin sayesinde sen bari hayatini kurtar'' gibi sözlerle benim onurumu oksar, bana moral verirlerdi. Ben de o gece tüm bu övgülerin etkisiyle sabaha kadar uyuyamaz, nice pembe dünyalar, düsler kurardim. Ve bu düslerden silkinmem ancak günesin bir altin nehir gibi odama uzanmasiyla olurdu. Iste o zaman, gerçek beni bir ahtopotun kollari gibi sarar ve hayata küskünlügüm yeniden baslardi. Henüz hiçbir sey olmadigimi ve su anda sadece basit bir toprak isçisi oldugumu tüm acimasizligiyla kavrardim...

Birgün çiftlikte çalisirken bir gazete parçasi elime geçti. Adana'da yayinlanan bir yerel gazetenin sayfasiydi bu. Adana'da yeni kurulan Adana radyosu için bir yarisma yapilacagini yaziyordu. Yarisma müzik dalindaydi. Büyük bir heyecan dalgsi sardi içimi. Sicak duygular birden tüm benligimi içine aldi. Çiftlik kahyasindan izin isteyerek hemen Adana'nin yollarina düstüm. Dogru, radyoevine giderek yarismanin kosullarini ögrendim. O zamanlar 17 yasindaydim. Kayit parasi olarak 15 Lira istediler. Parayi yatirdim ve hemen çiftlige döndüm. Yarisma günü geldiginde, heyecanim artik doruk noktasindaydi. Çünkü, isin içinde bir de alay konusu olmak vardi. '' Ya kazanamassam ben ele güne ne derim '' diye kara kara düsünüp duruyordum. Çünkü o kadar övgüler ve güzellemeler yagdiriyorlardi ki, adeta zorunlu hissediyordum kendimi basarili kilmaya. Ve nihayet, sabahtan beri bekledigim salonda, benim adim anons edilerek, yarismanin yapildigi stüdyoya çagirdilar. Masa basinda kravatli, heybetli ve kolali gömlekli adamlar oturmus beni süzüyorlardi. Insanlara karsi vercegim ilk sinav oldugu için ne yapilacagini, nasil davranilacagini bilememenin çaresizligi içerisindeydim. Bu konuda okul deneyimim bile yoktu... Ilk anda ürkütücü geldi o adamlar, o oda bana. Masadaki adamlardan biri sert bir dille, kapiyi kapatmami söyledi. Arkami dönüp kapiyi ittim. '' Iyi kapat, iyi kapat oglum . Mandalini çevir.'' adeta, yeniden kükredi ayni adam. Iyice sersemlemis elim ayagima dolanmisti. Kapinin mandalini çevirdim ve köseye büzülürek, suçlu bir çocuk edasi ile beklemeye basladim. Sanki kendi istegimle yarismaya gelmis gibi degil de, büyük bir suç isleyip yargicin önüne yakalanip getirilmis bir hükümlü gibiydim... Yarisma baslamisti... Mikrofon basina geçip arkamda sazlar oldugu halde yarisma türkümü söylemeye basladim. Ahmet Sezgin'in '' Küp içinde ayran'' adli türküsünü seslendiriyordum. Söylerken gözlerimi kapamistim. Çünkü adim okunmadan biraz önce yine benim gibi bir yarismacidan böyle bir ögüt almistim. '' Gözlerini kapa ve kendini yalnizmis gibi hisset'' demisti. Ismini dahi bilmedigim bu arkadasimin ögüdü oldukça yarali olmustu. Türkümü bitirdim ve jüriyi basimla selamladim ve salonu terkettim... ' Adana radyosunun açtigi sinavda ikinci olmustum. Birinciligi kil payi kaçirmistim. Talih artik gülüyordu bana. 17 yildir üzerimde dolasan gölgelerden siyrilmis, günese dogru ilk adimi atmistim bu sinavla.''

Sonuçlari bir hafta sonra açiklayacaklarini söylediler. Tabii o bir haftanin nasil geçtigini tahmin edersiniz sanirim. Danismadaki görevli, sonuçlarin evlere bildirilecegini söylemisti. Ama, nerede ben de o sabir. Bir hafta geçtikten sonra, dogru radyoevine giderek sonucu almak istedim. Önceleri söylemek istemediler. Ama, ben öylesine direttim ki, beni bir kat yukariya çikartip aldigim puani söylemek zorunda kaldilar. 100 üzerinden 93 puanla ikinci olmustum. Sevincimden havaya zipladigimi ve avazim çiktigi kadar bagirdigimi animsiyorum. Ilk sinavim ve ilk basarimdi bu benim. Sokaga çiktigimda, insanlara sevgi doluydum. herkesi, tüm dünyayi ortak etmek istiyordum bu yogun mutluluguma. Anam geldi gözlerimin önüne birden. Ona müjdeyi nasil verecegimi düsünerek ve kosarak evime geldim. Benim için en büyük ve tek varlikti anam. Babamin mirasi, bana hayat veren kadindi o. Ellerine sarilip, bir yandan agliyor, bir yandan da basarimi kesik kesik cümlelerle müjdeliyordum. Anama da agliyordu. '' Yavrum benim... Aslan oglum benim...'' diyerek yanaklarimdan, saçlarimdan öpüp duruyordu. '' Ahh... Keske baban da sag olsaydi da bugünleri göreseydi. Ruhunu sadettin onun da Ferdi'cigim '' diyordu. Babamin sözü geçince, sevincim birden buruk bir duyguya dönüstü. '' Beyköylü Cumali'yi animsadim. Hiçbir zaman gözlerimin önünden gitmeyen silüetini, tüm görkemiyle yeniden görür gibi oldum. Sanki birazdan kapi çalinip içeri girecek, beni kucaklayacakmis gibi bir duyguya kapildim. Ve o kadar inandim ki, bu duyguya, kapinin esiginde onu beklemege basladim. Ama çok uzaklardaydi artik babam. Ölümsüz bir adindan gayri, geriye hiçbir seyi kalmamisti. Babam... Babacigim benim... Ölüm, ne kadar da erken ve zamansiz gelmiti ona. Aradan o kadar zaman geçmesine ragmen , hala onun özlemi içindeydim ve onun kisiligi ile doluydum. Adana radyosuna gidip gelmege basladim. Nedense bir türlü baglamci agabeylerim bana firsat tanimiyolardi. Bu arada babaligim da beni bu isten alikoymak için elinden geleni yapiyordu. '' Bu gidisle sen hiçbir kazmaya sap olamazsin. Gel bu isten bir an önce vazgeç '' deyip duruyordu.'' Anam da onun tam aksi görüsteydi. Siddetle babaligima karsi koyuyordu. '' Sen karisma bey. Göreceksin benim oglum bu iste dikis tutturacak, basarili olacak '' Bense tüm bu tartismalari sakin bir biçimde dinliyordum. Çünkü ne babaligimin söyledigi kadar ümitsizdim ne de anamin dedikleriyle avunuyordum. Yüregimde tek bir ask vardi, oda müzik. Ama bu aska varabilmek için neler yapmam gerekiyordu, hangi yollardan ona sahip olabilirdim, bilemiyordum. Yine annemle bas basa kaldigim bir gün kendisine bir sözüm olmustu. O sözlerde, gizli kalmis müzik tutkusu ve gelecege inancim vardi. '' Anam, birgün gelecek sana sesimi radyolardan duyuracagim. Türkiye'nin en yaygin üne sahip sanatçisi olacagim. '' Süpriz basari, hayatimi altüst etmisti. Yakin bir gelecekte ünlü biri olacagima kendimi öylesine inandirmistim ki, köy yasami beni sikmaya baslamisti artik. Büyük kentlerin özlemiyle doluydum. Alip basimi kaçmak istiyordum, bu diyarlardan. Ne pahasina olursa olsun, kendimi kabul ettirmek, bir isim sahibi olmak amacimdi. Çünkü, hayatta hiçbir seçenegim kalmamisti. Kaybedecegim hiç birsey olmadigi gibi. Kardeslerimin ve ailemin sefaleti için de bir umut isigi haline gelmistim. Onlara iyi bir hayat temin etmek en yüce ideallerimin basinda geliyordu. Ne olursa olsun, anneme verdigim sözü yerine getirmek istiyordum. Ama nasil? Bavulu alip Adana'yi terketmek ve istanbul'a adim atmak. Hemen kararimi verdim ve birkaç arkadasla birlikte yola çiktik. Arkadaslarim evden kaçmislardi, ben ise annemin elini öperek ve onun rizasini alarak ayrilmistim. Cebimizde yok denecek kadar az para vardi. Bir serüvenin hazin bir baslangici olarak, otobüse binip, yollara düstük. Istanbul'a yaklastikça içimizde belli belirsiz hüzünler olusmaga baslamisti. Hepimiz, ailelerimizden ilk kez ayri kaliyorduk. Bir yalnizlik, bir karanlik çökmüstü duygularimiza. Garip bir keder kaplamisti, yüzlerimizi. Sadece filimlerde gördügümüz, kartpostallarini vitrinlerde izledigimiz bir kente dogru yol aliyorduk süratle. Acaba orada bizi bekleyen kim bilir ne dertler, aciklar, olaylar vardi? Hepsinden habersizdik tüm bunlarin. Ama, basimiza gelecek olanlari da az çok tahmin edebiliyorduk. Bir aksam üstüydü. Istanbul'un ilk isiklari görünüyordu taa uzaklardan. Cennete mi gelmistik, yoksa cehenneme mi ? En azindan bu soruya bir yanit alacaktik. Bakalim kader ne gösterecek.Bir bahar gecesi Istanbul'a girdik. isiklar içindeydi bu düsler kenti. Genis caddeler uzaniyordu önümüzde. Binalari vardi Istanbul'un göge dogru uzanan... Gürültüsü vardi Istanbul'un kulaklari sagir eden... ilk kez gördügümüz ve saskinliktan küçük dilimizi yuttugumuz otomobiller geçiyordu otobüsümüzün penceresinden... Bir kadin, erkekle elele yürüyordu... Bir çocuk, caddenin öteki yakasina geçmek için araçlara el kol ediyordu. Ve bir köpek havlayip duruyordu gelip geçenlere...Otobüsümüz yol aliyordu. Bir rüya alemindeydik sanki. Hangi tarafa baksak bir baska görkemli tablo ile karsilasiyorduk. '' Bizim Ülkede megerse ne kadar güzel yerler varmis '' diyordu yanimdaki arkadasim. Bir digeri de '' Bu gördüklerimiz maket degil degil mi ? '' diye soruyordu. Deniz kenarina yanasmistik. Muavin, soförün yanindan bagirdi hepimize: '' Evet burasi Istanbul. Buraya kadar beyler. '' Derin ve renkli bir uykudan uyanmis ve silkindik. Birbirimize baktik. Otobüsteki yolcular inmisti. Sadece biz kalmistik. Soför geldi yanimiza: '' Hadi ne duruyorsunuz. Gidecek yeriniz mi yok ? Evden kaçtiniz degil mi ? ''Bu sözler gözümüzü korkutmustu. Polise teslim edilmekte vardi isin içinde. Hemen küçük valizlerimizi alip asaga atladik. Ve sonrada korkusuzca, pervasizca Istanbul sokaklarina daldik. Arkadaslarim, Yesilçam'in yazihanelerine dadanmaga basladi. Günde 15 lira yevmiye ile figüranlik yapiyolardi filimlerde. Ben ise sesimi duyurmak istiyordum. Ama kimse dinlemek istemiyordu bile. Açlik canimiza tak etmisti. Bana da teklif ettiler, filimlerde oynamami. Kabul etmedim. Hayalimde sadece ses sanatçisi olmak vardi çünkü. Evden aldigim iki-üç kurusu da tüketmistim. Ne yattigim yer belliydi , ne yedigim içtigim. Kirintilarla karnimi doyuruyor, bos buldugum bir parkta kivrilip sabahliyordum. Tabii bir de bekçi sorunum vardi parkta. Çok iyi animsarim ki, nice geceler bir bekçi düdügüyle uyanmis ve ardima bakmadan kaçmisimdir karanliklar içinde. Annemin bir sözü vardi. ''Oglum . Hayatin boyunca kötü yollara sapmadan çalis. Çalismak ayip degil. '' Birgün kendimi, Ahirkapi'da buldum. Erol Tas'in kahvesinin karsisindaki arsada otobüsler parkediyordu. Orada otobüsleri yikamaya basladim. Otobüs basina 10 lira aliyordum. Geceleri de artik yatacak bir yerim çikmisti. Otobüsün içinde sabahliyordum. Isim bayaga tikirindaydi. Aldigim para sadece ekmek parami karsliyordu ama, yine de memnundum hayatimdan. Ne de olsa küçük insanlardik ve küçük mutluluklarla tatmin olabiliyorduk. Ama , oranin kahyasi tüm düslerimi ve rahatimi altüst yapti. Önceleri yikadigim otobüslerden para kirpmaya basladi. Sonra da beni isten çikarmak için elinden geleni yapti. Bilseydim ki günün birinde Erol Tas Agabeyimle ayni filimlerde oynayacak ve ünlü biri olacak, o kati yürekli, kahyayi Eol Agabey'e sikayet eder ve ben onun isine son verdirtirdim. Günes bir batip bir çikiyordu. Bir anlik sevinçlerim, hemen kursagimda kaliyordu. Ama, ne olursa olsun, kötü bir yola sapmamaya kararliydim. Bir çok tok insanin elde edemedigi özelligin sahibiydim. Çünkü onurlu ve namusluydum. Annemden gelen bir barisçilik duygusuyla kaderime razi oldum. Ve isten ayrildim. Bir gün bir bahçede bahçivanin birine rastladim. Yüzündeki çizgilere bakilirsa yüzlerce yasindaydi. Bana istanbul'u anlatti. Görmedigim bilmedigim Istanbul'u. '' Ne kadar çok yipranmissiniz. Bunlarin hiç birinden haberim yok'' dedim. Aldigim yanit hayli ilginç gelmisti bana... '' Delikanli biz de senin yasayacagin yillari göremeyecegiz. Kim bilir, hayat belki bu yanitin taa kendisiydi. Çok iyi ve sevecen bir insandi bahçivan. Rastladigim her iyi insan gibi o da izdirap çekiyordu.. ''Ilk baglamayi elime Konya'da aldim. Bir assubay agabey, bana baglamanin inceliklerini ögretti. Yine Konya'da tanistigim biri bana tavsiye karti vererek Istanbul'da is bulmami sagladi... '' kendime yeni bir is bulmustum. Dikis makinalari boyayan bir alelyede çiraklik yapiyordum. Sikilmaya baslamistim Istanbul'dan. Annemi özlemistim. Sila hasreti çekiyordum. Küçücük evim, kirik dökük esyalarim ve sicacik bakisli anam gözümde tütmege baslamisti. Gariplerin yeri yuvasidir. Baktim olacak gibi degil, Adana'ya dönmeye karar verdim. Yeniden tarlalarda traktör sürmege basladim. Koskoca Caterpillar makinalarinin çikardigi motor sesleri, sesime ve türkülerime karisiyor, yine büyük düsler kuruyordum. Teyzemin oglu Mehmet'le çalisiyorduk, 18 yaslarindaydim. Traktörcünün biri beynimizi yikadi. '' Siz bu isi çok iyi biliyorsunuz. Burada 150-200 lira aylik alirken, Izmir, Aydin taraflarinda 300 lira maas alirsiniz.'' Yeni ufuklar açmisti, bu sözler bize. Teyzemin oglu ile birlikte isi birakip Söke'ye dogru yola çiktik. Yeni bir serüven basliyordu bizim için. Fakat Söke'de de umdugumuzu bulamamistik. Kimse is vermiyordu. Yine basibos, Söke sokaklarinda dönüp dururken bir tornaci çocuk sokuldu yanimiza. Bizimle ilgilendi. Otele yatirdi, yemek yedirdi.Alip geneleve götürdü. Ilk kez gidiyordum böyle bir yere. Adana'li bir kadinla tanistim orada. '' Ben'' dedi, '' Yarin Konya'ya gidiyorum. Orada çalisacagim'' '' Iyi yolculuklar '' dedim... '' Seni mutlaka orada beklerim''demesin mi? Sesimi çikaramamistim. '' Geldiginde nedenini ögrenirsin '' O anda üzerinde bile durmadim bu çagrinin. Ama, sonradan aklimi kurcalamaya basladi. Büyük bir merak içinde kalmistim. '' Seni orada bekliyorum '' sözleri kulagimda çinlamaya basladi. Iki üç gün silinip gitmedi o yalvaran ses. Bir is bulmustik Mehmet'le. Çiftlikte çalisiyorduk. Fakat, bu iste de dikis tutturamadik. Ayrildik. Mehmet'le bir aksam üzeri oturduk konustuk. Ne yapacagimiza karar vermemiz gerekti. Mehmet: '' Ben Adana'ya gidiyorum. Haorada sürünmüsüz, ha burada. Hiç bir sey farketmiyor. Bu yaban eller beni çökertiyor'' dedi. Ben ise, çoktan kararimi vermistim. Konya'ya gidip o kadini bulacaktim. Cebimde çok az bir para vardi. Mehmet otobüs parasinin disindaki paralarini da bana vererek Adana'ya gitti, ben de Konya'ya dogru yola çiktim. Mehmet çok israr etti gitmemem için önceleri. Ama bakti ki olacak gibi degil, bana sans dilemekten baska hiçbir sey söylemeden otobüse atlayip el salladi. Konya'ya geldim. Otobüsten iner inmez, dogruca Konya genelevinin yolunu tuittum. Bütün evleri aradim. Yoktu. Kizini kötü yola sürükleyen bir ananin izdirabi içinde dört dönüp dolastim genelev sokaklarinda. Basimi uzatip her baktigim pencerede, sanki karsima çikacakmis gibi bir heyecan duyuyordum. Saatler boyu bosuna aranip durdum. Yorulmustum.Gidip ordaki bir kahvede çay içtim. Garson çocuk içtenlikle hizmet ediyordu bana. Ona sordum. Adanali bir kadin taniyip tanimadigini ögrenmek istedim'' Bilmiyorum '' dedi ' Ama bekle birkaç gün. Belki gelir.'' ''Param yok. Bekleyemem. Çalismam lazim'' dedim. '' Ben sana is bulurum. Üzülme.'' ''Nerde'' diye sordum. '' Benim çalistigim yerde '' Genelevin yanindaki kahvede garsonluk yapmaga basladim.Ama, önceden bir sart kosmustum. Hayat kadinlarina servis yapmayacaktim. '' Olur. Nasil istersen. Ben disarda çalisir sen de içerdeki müsterilere bakarsin.^^ Yeme içme kahveciye ait olmak üzere günde yedi buçuk lira para kazaniyordum. Otele ikibuçuk lira ödeyip, geri kalanla da idare etmege çalisiyordum. Iki haftaya yakin bir zaman çalistim kahve ocaginda. Elimde birikmis bir kaç kurus da param vardi. Bu isin bana göre olmadigini anlayip oradan ayrildim. Bir süreligine dahi olsa, sarkicilik hayallerimi birakip, meçhul bir kadinin pesine düsmüstüm. Bekledigim kadin gelmedikten sonra, artik o civarda çalismam gereksizdi. Bir pavyonda is buldum. Yanilmiyorsam, '' Teksas '' adli bir pavyondu. Patron önce sesimi dinlemek istedi. Iki türkü söyledim. Begenilmistim. 15 lira yevmiyeyle ise basladim. Her gece ahlak zabitasindan izinsiz olarak ve idareten gün isiyana kadar sarkilar, türküler söylemege basladim, sarhos yüreklere. Bu arada, pavyonda bir kadinla tanistim. 30 yaslarindaydi. Çocuklari oldugu için beni gizli gizli evine aliyordu. Ve bir çocugum oldugunu anladim o kadindan yillar sonra. Simdi piril piril bir insan o. Yanimda ve bütün yükümlülügünü üstlenmis durumdayim. Kimden olursa olsun, eger o insan benim oglumsa, benim canim demektir. Konya, benim yasamimda önemli rol oynayan bir kent durumuna gelmisti bir anda. Aylar vardi ki, evden uzaktim. Evim ve ailem burnumda tütüyordu. Bir anda Konyali olup çikivermistim. Batakhanelerinden, en lüks semtlerine kadar her yerini bellemistim. Çesitli çevrelerden dostlar da edinmistim. Gece yasantim bana boyutlari alabildigine uzanan bir baska dünyayi tanitmisti. Insanlari, çalisanlari ve her türlü kötülüge müsayit kisileriyle bir ayri özellige ve anlami vardi Konya gecelerinin. Zaman zaman pavyonda kadin yüzünden çikan kavgalar ve hatta zevk olsun diye sikilan kursunlar beni sarsinti dolu bir hayatin içine itiyordu. Korkuyordum. Çünkü, yasim henüz küçüktü ve herseye karsin anasinin kuzusu olarak yetismistim. Bir otelde kaliyordum. Ayni otelde ikamet eden assubayla dost olmustum. Bazen kendi kendime düsündügüm olurdu. Daha dogrusu teselli bulurdum.Derdim ki içimden, '' Basima bir felaket gelirse yeni arkadasimin ünüformasina siginir o da beni kurtarir'' Sanki o her an yanibasimdaymis gibi bir avuntuyla kendime moral verir, güç katardim. Simdi adini animsayamadigim o assubay, çok iyi baglama çalardi. Gecenin geç saatlerinde isten döndükten sonra otelin girisinde beni bekler bir vaziyette bulurdum. Dertliydi bir seyden yana.Ama, duygularini saklamayi çok iyi bilirdi. Benden hayli büyük oldugu için de ihtiyatla yaklasirdim ona. Beklerdim ki o konussun , o dertlessin. Oysa o hiç sesini çikarmaz, otel kapisinin önüne çikar bana baglama çalar, bazen de türküler söylerdik. Gurbetlik zor seydi vesselam. Ne kadar sansliydim ki , evimden kilometrelerce uzakta ve yapayalniz bir haldeyken, karsima saygi duydugum bir agabey çikarmisti Tanri .lk baglamayi onun baglamasindan ögrendim. Tam bir disiplin içinde bana baglama çalmasini ögretti, dost agabeyim.

Sonra daha baska arkadaslarim da oldu. Bunlardan biri bana bir kart vererek Istanbul'a gitmemi söyledi. Biriktirmis oldugum bir kaç kurusla kendime bir saz alip yollara düstüm ikinci kez Istanbul yollarina. Gelirken otobüste basima ilginç bir öykü geçti. Otobüste yanima genç bir kiz düstü. Almanya'ya giden isçilerden biriymis. Istanbul'dan Münih'e uçacakmis. Kumral, yesil gözlü 20 yaslarinda sirin bir kizdi. Sohbet etmeye basladik. Elimde sazi görünce, turneye çikmis sanatçilardan biri sandi önce. Kisaca özgeçmisimi anlattim. Içinin burkuldugunu hissettim. Acimakli bir ifade olustu yüzünün gülen durumu. Ama çok geçmeden o da bana anlatti neden Almanya yollarina düstügünü. Ikimizin de birbirimiziden pek farki kalmamisti. Üç asaga, bes yukari ayni mayanin insanlariydik. Ama, kim bilir belki de o benden daha cesurdu. Çünkü, ben ekmegimi yurt içinde kazanmanin savasini verirken, o bu mücadeleyi sinirlarimiz disina tasirmayi basarmisti. Hem de kiz haliyle. '' Gidiyoruz ama, gerçekten umdugumuzu bulabilecek miyim acaba ? '' deyip duruyordu boyuna. Belliydi ki, küskündü bazi insanlara. Vataninda is bulamamis ve yoksulluk canina tak demisti. Öfkeliydi topluma ve kurallara. Sözcüklerinden degil, tavirlarindan seziyordum bu duygularini. '' Denize düsen yilana sarilir. Biz de Almanlar'dan medet ummaga basladik. Kaderde elin gavuruna hizmet de etmek varmis. '' diyordu. Kendisini teselli edecek hiç bir söz bulamadim. Çünkü öfkesinde, özleminde ve tutkularinda yerden göge kadar hakliydi. Onu avutmak, yüregindeki aciya biraz olsun ortak olabilmek benim harcim degildi. Çünkü, kafa yapisi ve kültürüyle benden kat kat üstündü. Gece yolculugu yapiyorduk. Istanbul'a yaklasiyorduk. Günes doguyordu tepelerin ardindan. Yol boyunca her ikimizde gözümüzü kirpmamistik bile. Çogunlukla o konusuyor, ben de dinliyordum. Toplumsal yaralarimizdan , Türkiye'nin çesitli sosyal ve ekonomik sorunlarindan söz ediyordu. Heyecaninin üstünden gelemiyor ve yumruklarini sikarak ozanlardan dizeler okuyordu. Bense saf saf dinliyordum. Kiza hayran olmus, pencereden dolan rüzgarin uçusturdugu saçlarini seyre koyulmustum. Yol tükenmek üzereydi. Otobüsümüz artik Istanbul'daydi. Çok öncelerden kalan asina yollar ve deniz üzerindeki vapurlar yine karsima çikmisti. Kiz bana kalacagi otelin adresini vererek elini uzatti. '' Bir kaç gün daha buradayim. Beni ara. Sirkeci'de el sallayabilecegim en son insanin sen olmasini istiyorum. '' dedi... '' Istanbul'a giderken otobüste genç bir kizla tanistim. Konyali'ydi ve Almanya'ya isçi olarak gidiyordu. Kizla dostlugumuzu hayli ilerlettik Istanbul'da. Ama sonunda bir tren alip götürdü onu yaban ellere...'' '' Keske hiç gitmeseydin. Seni mutlaka görmege gelecegim. Ikimize de bol sanslar. '' Bavulumu alip Çemberlitas'ta bir otele yerlestim. Bu arada ben, elimde kartla is aramaya basladim. Aslinda aklimda tek birsey vardi, o da kiz. Ikinci günü Lunapark Gazinosu'nda is buldum kendime. Kart etkisini göstermis ve baglama çalmam için beni Nurten Innap'in saz heyetine vermislerdi. Yevmiyem 15 liraydi. Bunun 5 lirasini otele veriyordum. Kizin verdigi adrese gittim. Ama, anlamsiz ve belirsiz bir kusku vardi içimde. Kizin bana takinacagi tavir düsündürüp duruyordu beni. Eger ki, ters bir hareketle karsilasirsam, bu kizlardan yiyecegim ikinci darbe olacakti. Otelin kapisina geldigimde iri yari bir adam yolumu kesti. '' ne istiyorsun ?'' Kizin adini verdim. Bu oteli sen ne zannettin deyip, hayatimda acisini unutamayacagim bir tokat atti bana. Hiç karsi koyamadim adama. Zaten koyamazdim da. En azindan benim iki mislimdi. Geriye dönerek, gözyaslarimin görülmemesi için tenha yollara daldim. Bir duvarin dibine kapanip agladim. yedigim yokadin acisi belki geçmisti ama, kizi bir daha görememe korkusu içimi daglamisti. Hemen o anda aklima baska bir fikir geldi. Otelin telefon numarasini buldum. Telefon açarak kizla irtibat kurdum. Kiza herseyi bir çirpida anlattim. Valizini toplayip bana gelecegini söyledi. Birlikte ayni odada kaliyorduk artik. Gündüzleri geziyor geceleri de gazinodaki programima gidiyordum. Kiz bes gün kadar Istanbul'da kaldi. Birbirimize asktan tek bir söz dahi etmiyorduk ama biliyorduk ki asiktik ikimizde. Kizin gitmesine birgün vardi. Onunla son gecemdi. Elele yürüyorduk Istanbul'un isikli yollarinda. Keskin bir sessizlik ve soluksuz bir yürek çarpintisi içindeydik. Bugünedek sevdigim insanlarla sürekli beraber olmak hiç kismet olmamisti bana. Iste bu da sonuncusuydu. Çiçeklerin solmasi, çimlerin sararmasi gibi bir baska doga kurali daha vardi demek ki. Insanlari acimasizca ayiran bu kurali çözmege çalisiyordum kafamda. Kizin elini sikiyordum avuçlarimda. Siki sikiya sariliyordum, kopmamacasina. Basini omuzuma dayiyor, gözlerini kaçiriyordu benden. Ve, binlerce insanin arasinda sadece yalnizligimizi yasiyorduk, suskun dudaklarla. '' Sana bir sey söylemek istiyorum'' dedi, bir ara kollarima sarilarak. '' Gitmek istemiyorum Almanya'ya. Yaninda kalmak istiyorum. '' diyerek çantasindan biletini çikarip bana uzatti; '' Al yirt '' Sadece sustum. Çünkü, bir çilginlik olurdu bu. Hem onun, hem de benim için. '' Sen yola çikmissin bir kez. Bu yoldan geri çevirmege her ikimizin de gücü yetmez sevgilim! '' diye yanitladim kizi. Biletini alip yeniden çantasina koydum. Yanaklari islanmisti. Bir agacin yamacina oturup doyasiya öptüm onu. Yillardir hayalinde süsledigi Almanya düsünü kendi sevdam ugruna nasil bir anda yok edebilirdim. Benim ne yarinim belliydi, ne de Istanbul'da kalip kalmayacagim. Ertesi gün Sirkeci tren istasyonunda onun diledigi gibi, ona en son el sallayan ben oldum. Tren gözden kaybolana kadar bana veda eden ellerini sallayip durdu. Insan hayatinda takvim yapraklarinin çok büyük önemi var. Daha dün beraber oldugumuz bir insan bir de bakiyorsunuz ki, kus misali uçup gitmis. Istanbul... koca bir sehir... Insanin gönlünün ta orta yerinde birseyler kopup gidiverince, dört milyonluk sehir, nasil da sessizlesiyor... Martilar çiglik çigliga... Vapurlar desen öyle... Insanlar kosusturuyor saga sola... Ama nereye?... Iki yaorgun adim Sirgeci garindan sehrin göbegine dogru süzülürken, sehrin gürültüsü belirginlesiyor birden. Hizli adimlarla yanimdan gelip geçiyolar... Ama nereye?... O nereye gidiyor ya da gidicek?... Galata Köprüsü'ne geldim bile... '' Bu kadar uzunmuydu bu köprü''... Kendi kendime bu soruyu sordum... Vücudum agirlasmisti sanki... Yorgun bacaklarim çekmiyordu beni... Oysa daha biraz önce yanibasimdaydi...'' Kivrilip giden raylar geldi gözümün önüne. Öfkelendim bu piril piril parlayan demir parçalarina... Soguk , bir yilan gibi... ''Karnim acikmis miydi bilmiyorum. Ceketimin yakalarindan dökülen susamlari gördügümde farkettim simit aldigimi... Istahla yutuyodum her lokmayi... Var gücümle yutuyordum lokmalari... Öfkelendigim zaman böyle olur hep. Anam da böyleydi... Kizdigi zaman, çamasirlari daha temiz yikadigini söylerdi hep... Hirsini onlardan alir, ovalar da ovalarmis...''

Anam gözlerimin önüne gelince, sehir güzellesiriverdi biren... Yalnizligimi unuttum köprü çikisinda... Yasam her seye karsin sürüyordu. Acilar ise, yüregin bir gizli anisi olarak ebediyen hükmünü koruyordu. Nice yürekler var ki, su anda nice acilari tasimak zorunda. Toplumun disinda firlatilmis insanlarla dolu bir yeryüzünde yasiyoruz. Acaba, burun kivirdigimiz, kinadigimiz ve hatta suçlaigimiz insanlarin üzerinde hiç mi günahimiz yok. Onlarin 2. sinif vatandas olmalarinda hiç mi payimiz yok. Çünkü, her insan fiziksel eksikliklerinin ötesinde dogarken esittir. Hiç bir esitlik Tanri'nin esitligiyle ve adaletiyle esdegerde degildir. Insan dogar, biçimlenir ve ölür. Iste onu dünyaya getiren nasil Tanri kavramiysa biçimlendiren, yönlendiren de toplum ve onun kurallaridir. Acikli bir gülümsemeyle yüzümüze bakan insanlarla, siritan insanlar arasinda daglar kadar fark vardir.Bireysel bir yararcilikla çevremizdeki birçok insanin nasil yasamina kiydigimizin, bazen umrunu bile duymayiz içimizde. Oysa daima, kitlelere mal olmus mutluluklar, kutsal ve kalicidir. Eger öykümü bastan asaga okuduysaniz, bu sözlerin anlamini mutlaka algilamissinizdir. Herkes benim kadar sansli ve herkes benim gibi ihtirasli olmak zorunda degildir. Eger ki, kaderci bir felsefeye sahip olsaydim ve biraz da zayif iradeli bir insan olarak yetisseydim, kimbilir belki de su anda bir sarkici Ferdi Tayfur degil de, sürünmekte olan milyonlarca insandan sadece biri olurdum. Açlik ve yoksulluk ne bir kader, ne de tanrisal bir buyruktur.

'' Luna-Park müzikolinde Nurten Innap'a baglama çalarken yillardir düsümü süsleyen amaca dogru ilk adimi attim '' Leyla '' isimli plak doldurdum. Ilk kez stüdyoya girdim ve bu plaktan 500 lira para kazandim. Az miktar satti ilk 45'ligim. Ama yine de patronum kara geçmedi degil. Plak sirketim Saya Plak sirketiydi. Sahibi ise Fahrettin Sayan Bu plak firmasina tam alti tane plak yaptim . Patron bu plaklarla hayli yükünü tuttu. Ama benim aldigim 500 lirada hiç bir degisiklilk olmadi. Ve altinci plaktan sonra da Sayan, birgün ben yazihanesine çagirarak; '' Sen artik sevilmiyorsun. Yedinci plaginin satacagini sanmam. Tutulmuyorsun.'' diyerek isime son verdi. Bu sözler beni çok etkilemisti. Adeta kamçilamisti. Iligime kadar sömürmüs, sonra da bir paçavra gibi firlatip atmisti. Ama, yüregimdeki duygulari ve öfkeyi hiç bir zaman dudaklarima yansitma gücüm yoktu. Bogun egip kapidan disari çiktim. Gidip otelime, yatagima uzandim. Bir sigara yakip tavana dogru yayilan dumanlara bakarak insanlar karsisindaki aczime küfürler edip durdum. Ama, elden ne gelirdi ki... Bir gün odamin kapisinin altindan hisirtili bir sesle bir zarfi elime aldim. Adana 'dan geliyordu. Açip okudum. Beynimden vurulmusa döndüm.Basim dönüyordu, ellerimle kayrolanin kenarina güçlükle tutunarak kendigimi yataga attim. Hayat sanki egleniyordu benimle. Agabeyim Sermet bir iftiraya ugramis ve tutuklanmisti. Cebinde esrar bulmus polis. Annemin imzasini tasiyordu satirlar. Her bir sözcükte anamin gözyaslarini, ümitsizligini, çöküntüsünü görüyordum. Beni çagiriyorlardi. Hemen çalistigim gazinoya giderek izin aldim ve hemen Adana'ya yola çiktim. Madem ki ailemin bana ihtiyaci var öyleyse iki elim kanda da olsa gitmem gerkeirdi. Yol boyunca anamin halini düsündüm durdum. Bu yastan sonra basina bu olayda mi gelicekti. 20 saat sonra Adana garina vardi otobüsüm. Hemen bir faytona atlayip eve gittim. Anamin eline sarilip öpmege basladim. Bir kalbin ölümüne sahit oldum o gece. Annem konusmuyordu. Alninda derinin altinda gizlenen ve henüz meydana çikmayan belli belirsiz burusukluklar bütün yüzünü kaplamisti. Bütün gücümle yüzüne bakiyor ve o güne kadar bilmedigim çizgiler farkediyordum.

Neden sonra Sermet Agabeyimin öyküsünü anlatti. Bir süre Adana'da kalmami ve çalisip ocaklarina yardim etmemi istedi. Basimiza gelen ani felaket, beni müzikten ve amaçlarimdan koparacak kadar büyüktü. Kendimi asilmaz bir duvarin ötesinde görüyor, normal adetler ve normal hayatin diger tarafta bulundugunu izdirapla düsünüyordum. Adana'nin yabancisi olmadigim bir iste çalismaya basladim.Tarim isçiligi yapiyordum. Sabahin erken saatlerinde kalkiyor tarlanin basina gidiyordum. Ortalik aydinlanirken 15'er kisilik gruplar halinde bir sira olusturur ve kazma, dövmege baslardik. Kozalarin etrafinda kabuk baglamis bazi yabanci bitkileritopragi kirarak yok etmege çalisirdik. Buna kozalarin havalandirma islemi deniliyordu biz irgatlarca. 25 yasina basmistim artik . Delikanlilik çagimizin çevherini tasiyorduk. Istanbul hayal kent olmustu benim için. Unutup gitmistim. Zeren Plak Fimasi diye bir plak firmasindan çagri aldim. Adanali bir arkadasimdi sahibi. Adi yanilmiyordam Mehmet Zerentürk'dü. Bana plak doldurmami önerdi. Ilk plaklarimi doldurmamdan bu yana, ikibuçuk yil geçmisti. Yedinci 45 'ligimi Zeren Firmasi adina doldurdum. '' kaderimsin ''. Plak büyük bir ilgi gördü. Özellikle Adana ve yöresinde binlerce adet satti. Plak kapaginin üzerindeki fotograflardan taniyanlar beni birbirlerine gösteriyorlardi. ''Yillar süren bir çabadan sonra, nihayet düzlüge çiktim.'' Ama, talihim kisa sürmüstü ne yazik ki. Firma sahibinin kardesi bir adam öldürmüs ve o da firmayi kapatmak zorunda kalmisti. Istanbul2dan dört yila yakin bir süredir zak kalmistim.'' Kaderimsin '' adli sarkimi dinleyen Kader Plak Firmasi sahibi bana bir haber yollatip, Istanbul'a davet etti. Ve iste yillar boyu dillerden düsmeyen '' Huzurum Kalmadi '' isimli sarkimi bu plak firmasina okudum;

BILSEN UZAKLARDA KIMLER AGLIYOR
GELEMEM SEVGILIM KADER BAGLIYOR
GURBET ELLER BANA BIR MESKEN OLDU
GELEMEM SEVDIGIM FELEK BAGLIYOR
HUZURM KALMADI FANI DÜNYADA
YAPISTI CANIMA
BIR KARA SEVDA


Evet yapisti canima bir kara sevda. O karasevda sözcügü öyle genis bir içerik tasiyordu ki, bu sarkinin sözlerini yazana kadarki olan yasamimin her kesitinde, her saniyesinde bunu yogun biçimde duydum. O karasevdada sevdigim kizdan tutun da babamin vurulus olayina kadar her birsey yer aliyordu. Plak istenen satisi yapmis ama yine de istedigim huzura kavusamiyordum. 1973 yilinda agabeyimle birlikte Adana'nin Hürriyet Mahallesi'nde bir kiraathane açtik. Adini da Ses koyduk. Agabeyim ve babaligim kiraathaneyi çalistiriyorlar, ben de durmaksizn eve kapanip besteler yapiyordum. Yine ayni yil simdi esim olan Zeliha ile nisanlandim. Bu nisanda ailemin israri büyük rol oynadi. Nisanlimin babasi bir insaat ustasiydi. Sade bir törenle yüzükleri parmaklarimiza geçirdik. Artik omuzlarima ikinci bir sorumluluk yüklenmisti. Plaklardan kazandigim paralarin bir bölümünü eve veriyordum, bir bölümünü de nisanlimla harciyorduk. Durmaksizin beste yapiyordum. Içimde öylesine yogun bir birikim vardi ki, elime kagidi kalemi aldigimda diziler bir su gibi akiyordu kagit üstüne. Istanbul'dan Görsev plak firmasinadan bir çagri aldim. Gittim. iki yillik bir sözlesme imzaladik. Plak basi bir lira alacaktim. Bu firmaya anlasmamiz süresince 5 tane 45 lik doldurdum. '' Kir Çiçekleri '', '' Bana Gerçekleri Söyle'', '' Postaci '', '' Mahkumlarin Duvasi'' ve '' Yüregim de Yara Var ''. Plaklarin satisi iyi gidiyordu. Patron ayrica ayda bin lira da maas baglamisti bana. Çünkü 1974 yilinda mütevazi bir evlilikle dünyaevine girmistim. Tüm esyalari taksitle almistik. Özellikle mobilyaciya büyük borcum vardi. Iki yil kadar sonra Görsev Plak firmasiyla bir anlasmazligimiz oldu. Ve oradan ayrilmak zorunda kaldim. ayni plak firmasiyla çalisan Ismail Mersinli'yle çok iyi arkadas olmustuk. Kafa kafaya verip onunla Elele adli bir plak sirketi kurduk. 1975'de , kendi adima doldurdugum ilk 45'ligim '' Aksam Günesi '' çok büyük oranda satis yapti. Sermayemiz kisitli ve Ismail ile benim bakmakla yükümlü oldugumuz ailelerimiz vardi. Ilk plagimizin iyi satis yapmasina karsin yine de büyük sarsintilar geçiridik ve sonunda da firmayi kaptmak zorunda kaldik. Bu arada Elenor plak firmasi Atilla Alpsakarya ile tanismistim. Benim iki bestemi alip Gülden Karaböceg'e okutmak istedi. Hiç düsünmeden '' Peki '' dedim. '' Dur Dinle Sevgilim '' ile '' Bana Gerçekleri Söyle '' idi bu sarkilar. Sinra Elenor Plak Firmasiyla 2 yilik anlasma imzalaadim. Stüdyoya girip '' Birak Su Gurbeti '' adli plagi okudugumda Atilla Alpsakar' ya 25.000 lira avans verdi bana. artik gittikçe adimi duyurmaya basliyor, ünüm yayginlasiyordu. Bu firmaya yaptigim ikinci plagimdan sonra wolkswagen marka bir otomobil aldim. '' Alistim '' ''Yad Eller'' ve '' Çesme '' adli plaklarim bu dönemin en iyi satis yapan 45'likleriydi. Yalniz plak olarak degil sinema alanindan da yogun öneriler geliyordu. Ancak ayni zamanda menajerim olan Atilla Alpsakarya, film çevirmemin henüz zamani olmadigini söylüyordu.

Benim de bu arada bir kizim olmustu. Kizim bana çok ans getirmisti. Soner film markasiyla alti filmligine bir anlasma imzaladim. Ilkinden 20.000 lira digerinden de 75.000 lira aldim. Ilk filmim '' Çesme '' 'ydi ve rol arkadasim da Necla Nazir' di Filmin çekimi Antalya'daydi. Hafizamin alamicagi kadar büyük bir ask yasaniyordu kamera karsisinda. Ve bu ask günün birinde özel yasamimiza da yansidi. 10 Mart 1977' de ilk filmim Adana 'da gösterildiginde yer yerinden oynamisti. Film hiç kimsenin beklemedigi gise rekorlari kiriyordu. Isletmeci Izzet Bey, kendi memleketim oldugu için gala yapmami istedi. Memnuniyetle kabul ettim. Göründügüm her planda çilginlarca alkislaniyordum. Filmin arasinda beni sahneye çikartip '' Çesme '' sarkisini okumami istediler. Ben de kirmayarak ilk dörtlügü okudum. Ilk kizimdan sonra bir kizim daha olmustu. Iki kizim ve bir oglum vardi. Ailemi Istanbul'a getirtip bir ev tuttum. Gerek plak satislarimdan, gerekse filmlerden büyük paralar kazaniyordum. Sürekli teklifler yagiyordu. Adeta halk arasinda bir kahraman olup çikmistim. 1977'deki '' Derbeder'' filmi ile ünüm daha da artmisti. Sonra '' Merak Etme Sen '' adli plagim geldi. Bu sarkim hala dillerde dolasip duruyor. Sarkilarimin bazi sözleri halk dilinde günlük konusmalara bile girmisti. Çocuklugumda kurdugum düsler gerçek olmustu artik. Anama verdigim sözü tutmustum. Ama herseye ragmen yine de içimde bir ekisklik vardi. Öldügüne bir türlü inanamadigim babamin da bu günleri görmesini isterdim. Sanki günün birinde çok uzaklardan gelip '' Beni kaçirdilar oglum. Ben baska bir ülkedeydim '' diyerek bizi bagrina basacak, beni alnimdan öpecek gibi geliyor. Nice iyi insanlar var ki, izdirap içinde ölürler. Iste benim babam da bunlardan biriydi. Adini aldigim dublaj sanatçisi Ferdi Tayfur kadar belki büyük bir sanatçi degilim. Ama, onun adina ona layik bir biçimde yasattigim için mutluyum. Bunca yil sonra gelsen zenginlik ve söhret beni simartmadi, bilakis halen benim çocukluk günleriminizdirabi içinde olan insanlara karsi büyük bir zaafim ve ilgim var.

Beni kasetlerimde, filmlerimde kuyruklar olusturup yalniz birakmayan beni buralara getiren yüce HALKIMA sonsuz SAYGILAR

 
   
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
Backgrounds From myglitterspace.Com

>online spokesperson